Plastik Bir Dünya

Plastik Bir Dünya

Plastiğin Tarihçesi

Marketlerde ve mağazalarda poşetlerin 25 kuruşa satılmaya başlamasıyla birlikte derin tartışmalar da başladı. Bir taraf poşetlerin doğaya verdiği zarardan bahsederken diğer taraf ise poşeti 25 kuruşa satarak doğayı korumaya çalışmanın mantıksızlığını ileri sürdü. Ben de bu tartışmalardan esinlenerek plastik konusunu ele almaya çalıştım.

 İlk elde edilen plastik, İngiliz kimyacı Alexander Parkes’in 1862’de nitroselülozu bitkisel yağlar ve oldukça az kâfur ile yumuşatarak geliştirmesi olan "Parnet"dir. ABD’li matbaacı John Wesley Hyatt ise kâfurun plastikleştirme etkisini keşfederek 1869’da selüloitin patentini aldı. 1909’da ABD’li kimyacı Leo Hendrik Baekeland fenol ve formaldehitten, tüm olarak yapay plastik malzeme olan bakaliti hazırladı. Daha sonra molekül fiziği ve makro moleküller konusu ile ilgili gelişmeler sonucunda da naylon, Polyetilen, polivinil klorür (PVC), poliüretan gibi birçok diğer plastik türü geliştirildi. Bu tarihten sonra hayatımızın her köşesine girmeyi başardı.

Bir keresinde annem tarlada çalıştıklarında yanlarına su götürmek için bir kaplarının bile olmadığı, çoğu zaman su içmek için oluklara gittiklerinde su içmeye gidenlerin tarlada kalanlara su getirmek için kara lastik ayakkabılarını iyice yıkadıktan sonra içlerini su ile doldurduklarından bahsetmişti. Bu yüzden annem pet şişelerin, poşetlerin, yiyecek ambalaj kutularının kıymetini bilir, çöpe atmaya kıyamaz. Poşetleri katlar, üst üste koyar ve bir yerde saklar. “Sakla samanı, gelir zamanı”  atasözünün ne kadar doğru olduğunu ispat edercesine poşete ihtiyaç duyulan bir anda ihtiyaca yönelik mutlaka bir poşeti bulunur canım anamın. Günümüzde ise insanlar varlık içinde yok olmanın verdiği kibirle, doğada kaybolmayan, çürümeyen bu inatçı maddeyi hunharca kullanıp bir tarafa rahatlıkla atmaktalar. Gelecek nesillere ise plastik bir dünya hediye ettiklerinin farkında bile değiller.

Plastik Atıklar ve Çevre Kirliliği

Bu konu ile araştırmalar yaparken 2016 yılı yapımı A Plastic Ocean isimli bir belgesele rastladım.  1 saat 40 dakikalık bir belgesel. Her saniyesi Dünya’nın nasıl korkunç bir felakete doğru hızla gittiğinin adeta bir göstergesi. Balinaların yaşamlarını gözlemlemek için yola koyulan yönetmen, plastikten bir okyanus karşısına çıkınca, plastik atıkların ne kadar tehlikeli bir boyuta ulaştığını dünya anlatmak için bu belgeseli çekmeye karar vermiş. Bu belgeselde okyanus yüzeylerinin nasıl mikroplastiklerle (5mm’den küçük hatta gözle görünemeyen plastik parçacıklar) dolduğunu, deniz diplerinin her türlü plastik atıklarla nasıl kaplandığını, denizanası sandığı şeffaf bir poşeti yiyen deniz kaplumbağasını, kursağını sahile vuran plastik kırıntılarla dolduran balıkçıl kuşlara şahit olacak ve doğayı nasıl kirlettiğimize inanamayacaksınız. Araştırmalara göre her gün tüm dünyada 12 milyon ton plastik atık akarsular, rüzgarlar ve yağmur suları ile önce denizlere sonra da okyanuslara ulaşmayı başarıyor.

Bu plastik atıkların en aymazı, sinsisi günübirlik hayatta sıkça kullandığımız ve kullan at türünden plastikler. Günümüzde plastik kullan at ürünler insan sağlığına ne kadar zararlı olduğuna ilişkin kısıtlı bir bilinç oluşmuşsa da yine de kullanılmaya devam ediliyor.  Bu ürünler:

·         Plastik bardak

·         Plastik kaşı

·         Plastik çatal

·         Pipet

·         Plastik tabak

·         Pet şişe

·         Plastik çay kaşığı

·         Plastik poşet

Pipetler 10 dakikada üretilip 20 dakikada tüketiliyor ancak doğada çözünemedikleri için yeryüzünde sonsuza kadar kalıyorlar.  Pet şişe üretimi için sonunda doğa yılda 2.5 milyon ton karbondioksit salınıyor. Buna karşın pet şişelerin ancak %10’u geri dönüştürülebiliyor.

Geri dönüşüm

Plastik atıklarda geri dönüşüm çok önemli. Onun için tüm insanlığın bu konuda bilinçlendirilmesi ve eğitilmesi gerekiyor. Plastik ürünlerle ilk temastan, bu ürünlerin kullandıktan sonra sınıflarına göre ayrılıştırıldıktan sonra uygun toplama noktalarına bırakılmasına kadar olan süreç tüm insanlar tarafından çok iyi uygulanmalıdır. Böylece çevre kirliliği azalmış olur. Belki de en güzeli hayatımızdan plastik kullanımını çıkarmalıyız. İnsanoğlu ile madde arasında görünmez bir ilişki vardır aslında. Ağacı seversiniz, hatta bir hayvanla konuşursunuz, çok değer verdiğiniz dolma kaleminiz olmadan imza atmazsınız mesela ya da çok sevdiğiniz, yıpranmış kazağınızı atamazsınız. Ama hangimizin pipeti çok özel gelir kendisine, ya da yanından ayırmadığınız bir pet şişeniz oldu mu hiç? Yanınızdan ayırmayıp uzun süre kullanmak istesiniz bile o plastikler,  sizinle asla böyle bir bağ kurmayacak sizden kopmak için kokuşacak, sizi zehirlemek bile isteyecektir. Sizden kopsa bile torunlarınızı hedef alacak kadar da anlamsız nefrete sahip olacaktır. Nasıl bir kin ve nefret ürünü ise binlerce yıl bu sinsi düşmanlığını sürdürecektir.

İşte bu yüzden plastik atıkların doğa ile buluşmadan geri kazanılmasını sağlamalıyız. Bunu dünyada en iyi yapan ülkelerin başında %65 oranla Almanya,  sonrasında ise %59 oranla Güney Kore geliyor. Bu ülkelerin bu başarısında çocuklarına sunduğu eğitim müfredatının payı büyük. Türkiye bu konuda güzel işler yapmaya çalışsa da henüz istenilen seviyede değil. Geri dönüşüm, hurda ya da hurdacılık eğitim sistemimize dahil edilmeli, tüm yurttaşlarımız çevre kirliliği konusunda bilinçlendirilmelidir. Böylece insanlarımız çevre bilincini kazanırken geri dönüşüm tesisleriyle ek istihdam oluşturabiliriz. Zira bu alanda dünyada ki ekonomik büyüklük milyarlarca doları bulmaktadır.

Değişime öncelikle kendimizden başlamalı plastik atık üretmemeye en azından plastik damacana yerine cam şişe tercih etmeli ve pipetli içeçekleri içmemeliyiz. Ürettiğimiz atıkları ise geri dönüşüme kazandırmalıyız ki torunlarımıza plastik bir dünya bırakmayalım.